Neler Neler? / Temmuz-Ağustos

Merhabalar! Uzun bir süredir yoktum. Severek takip ettiğim bloggerlar da bir süredir yok. Artık tatil midir, dolunaydan astrolojiden etkilenmeler midir yoksa direkt hayat mıdır bilinmez. Herkesler inzivalarda bu sıralar.

Ben geri döndüm. Yokluğumdaki süre boyunca neler denedim, neler okudum gibi bir yazıyla hem de! 🙂 Hatta aylık rapor yazılarımın adını değiştirmeye (bakınız başlık) ve raporları düzenli yazacağıma kesin karar vererek döndüm 🙂 Blogta hala yerine oturmayan bazı fikirlerim var, onları da çözeceğim diye umuyorum… Fikirlerinizi varsa öğrenmeyi çok isterim 🙂

Başlıyoruz, yazı uzun gelebilir, kahve/çay/sigara gibi aperatiflerinizi yanınıza almayı unutmayın.

●Yoga / Down Dog

Heveslenip heveslenip 10 dakikada bırakmalarımı nereden geldiğini anlamadığım bir gazla kenara attım ve başladım. Bir hafta sonra hevesim kaçar diyordum ki, bugün 7nci günüm, yıkılmadım ayaktayım!

○Down Dog, play storeda en yüksek puan almış yoga uygulaması. Beginner kısmını kullanmama rağmen çok hızlı geçişleri olduğuna inanıyorum. Pozisyonlar arası geçişi göstermemesi de en not kırdığım nokta. Fotoğraf geçişi gibi oluyor. O duruştan oraya nasıl geçtin naptın acabaa diye cinnet geçiriyorum. İngilizce yeterliliğim anca nefes alışveriş kısımlarını anlamaya yetiyor, belki göstermese de anlatıyordur, bilemiyorum…

Pinterest, duruşları denemek, oturup yarım saat yoga yapmaya halim ya da vaktim yoksa bile çalışma çalışmadır diyerek kullandığım görselleri bulduğum yer.

Bu duruşları deneyip, 10ar saniye durmaya çalışabilirsiniz.

Öğrendiğim diğer iki noktadan ilki ise nefes alıp vermeyi unutmamak. Ben oturduğum yerde farkında olmadan nefesini vermeyi unutan bir insanım ayol. Zorlanıyorum. İkincisi ise duruşu olabildiğince doğru yapmak. Çünkü kas hafızası…

Çizen Bayan/ Elvinim

Youtubeda yoga videoları var ikisinin de, önceki başarısız denemelerimde denediğim ama kendilerine ısınamadığım için bırakmamda etkili olduklarını düşünüyorum. Ama Down Dog’da o kadar yorulduktan sonra itiraf etmeliyim ki, Elvinim’in videoları daha anlaşılır daha kibar geldi.

●Youtube / Başak Kablan

Yeni youtuberlar ararken, tamamıyla tesadüfen denk geldiğim ablamız. Türk, minimalist ve kadın. E daha ne olsun!

Kendisi 2 senedir kıyafet alışverişi yapmıyor. Yıllardır yaptığı işi olan hostesliği bırakıp kendine yeni bir yol çimeye karar vermiş. Çok paralar dökmeden gittiği tatillerinden ve hayat görüşlerinden bahsettiği videolarını Youtubeda Başak Kablan adını aratarak bulabilirsiniz.

●Uyku Düzeni / Sleep Cycle

Nerede gördüğümü hatırlamıyorum, denemekten zarar gelmez dedim. Uykunuzdaki nefes alışverişinizden uykunuzu analiz edip belirlediğiniz saat aralığında makul bir şekilde sizi uyandırmayı vaad ediyor. İlk gün gözümü, önüme ilk geleni boğacak bir sinirle açtım. Ben hayatımda böyle sinirlendiğimi hatırlamıyorum. İkinci günse rezil bir üşengeçlik uykusuyla. Böylece bu uygulamadan vazgeçtim. Zaten telefon yakınımda uyuyan bir insan olmama rağmen, telefonun yastığın altında olması gerekliliğine biraz karşıyım.

Dualingo

Oturup ingilizce çalışma fikrim sürekli havada kaldığı için az da olsa ufak bir adım atmak istedim. Konuşma ve dinlemeyi de çalıştırdığı için dualingoyu tercih ettim. Her gün oturduğum yerden çalışabiliyorum.

●Alışkanlık / Zinciri Kırma

Zinciri kırma fikrini Barış Özcan’dan çoktan duymuşsunuzdur. Amaç belirlediğin hedefi her gün ya da her hafta bir gün yapıp takvime çarpı atıyorsunuz ve oluşan hayali zinciri kırmamaya çalışıyorsunuz. Yoga ve ingilizce için kullanıyorum. Yogayı her gün yapmasam da hangi gün yaptığımı uygulamada görmek arayı çok açmamaya yarıyor.

Reklamlar

Ufak bir alışveriş hikayesi

Bir süredir alışveriş yapmıyorum, para harcadığım en önemli şey eve yemek söylemek. Bu konuda tavsiyeyi olan varsa kabul ederim! ^.^
Zaten alışveriş hayranı biri olmasam da tabi ki gelen ani buhranlarla kendimi mağazadan mağazaya attığım oluyordu… Bu yazı da son ufak buhranımla ilgili ufak bir alışveriş hikayesi…

Bir süredir uğraşamasam, hatta bırakmış derecesinde kapsül gardroptan uzaklaşmış olsam da, keyifli bir gardrop hala en büyük amaçlarımdan bu yüzden çoğu şeyi oturtmadan ya da kesin ihtiyaçlar belirlemeden alışverişe çıkmamaya karar vermiştim. Henüz öyle önünde ne giyeceğimi bulamadığım cinnet anları yaşamadım mesela ama bunda en büyük etken büyük bir ayıklama yapmış olmam. 

Yaz kıyafetlerinde rengarenk tişörtleri ya çok az kullanılmış diye verdim ya da eskidi diye köpek oyuncağı yaptım. Yazın renkli tişört giymeyi sevmem, apartman kapısından çıkarken ter lekesi çoktan oluşmuş oluyor. Ne halt etmeye renk renk tişört almışım acaba? Yaşasın salaş beyaz tişörtlerin dayanılmaz hafifliği!

Evet, alışverişe sıcaklıkların iyice yükselmesiyle beyaz tişört almak ve kot pantolon araştırması yapmak için çıktım. Sadece ve sadece beyaz tişört alacaktım, sayısı önemli değil.

Ve deli gibi para harcamak, bir şeyler satın almak istiyordum. Ama çığırından çıkmamayı başardım! İşte böyle;

  • Elimi ‘ya çok güzeeeel’ diye attığım her renkli ve desenli şeyde içimden hep bir ses giymiyceksin bununla giyebileceğin bir tane bile kıyafetin  yok dedi. Ben de onu dinledim. Yavaşca geri yerine bıraktım.
  • Dümdüz koyu renk ya da yine sade açık renk olmayacak şekilde mom jean ararken saçma salak kotların arasında buldum kendimi. Kot arıyorum ya hepsi mübahmış gibi gelmişti bir an. Neyseki incelerken dikişlerini farkettim ve reyondan koşarak uzaklaştım. Daha önce ucuz ve kot istiyorum diye açık renk ve kahverengi dikişleri cayıl cayıl ortada yün kazak gibi batan bir kot almıştım. Bir daha asla!
  • Az-talep meselesi bu raddeye gelecek neler yaşadı?!! Cümlemi genel olarak her mağazada gördüğüm paçaları abdesthaneden çıkıyomuş imajı veren kotlar yüzünden söylemiştim. Ama salaş düz beyaz tişört bulmak da zor olmamalıydı. Yazın neden dar tişört giyeyim ya da o poşet gibi kumaşı gerçekten giymemiz mi bekleniyor?  Neyse ben aradığımı buldum. Hep yaz olsa ve tüm dolabı beyaz tişörtlerle doldursam… 🙂
  • Dedim ya, deli gibi para harcayasım vardı, kalan hıncımı da gül süyü ve pamuk alarak çıkarttım. Ergenliğimde bile görmediğim rezillikte şu an suratım. Yani makyaj dediğinin düzgün tene yapılmasını maantıklı buluyorum. Bu konuda da mantık çerçevesinde minimal olmak zorunda kaldım 🙂

    Dipnot: Beyaz tişörtlere sezonluk gözüyle baktığımdan zaten seneye kullanılamıycak gibi olacak dediğimden ucuz takılıyorum. Rengi kaçıyor, yıkanırken yırtılıyor vs.  Ben bu beyaz tişörtü 3-4 yıldır giyiyorum dediğiniz bir yer mı?

    Zaman Yaratmak ve ya tutarsa?

    Boş boş oturup aman ne kadar çok yapılacak şey var söylenmelerim; yumurtaların patır patır kapıya dayanması hatta kapıyı artık yumrukluyor hale gelmesiyle sona ermek zorunda kaldı. Oturduğum yerden telefonla oynarken, tüm sorumluluklardan oturduğum yerden son hız kaçarken zamanım yoktu. Zaman yaratmak zorunda kaldım!

    Ne kadar çok oturduğum yer dedim değil mi? E oturuyordum, hem de boş boş. Yalan yok…

    Şu an tek derdim, ortalamamı yükseltmek. ‘Aman be! tek derdin o olsun…’ derseniz vallahi küserim. Akademik için düşüncelerimi ve uğraşlarımı sayacak değilim. Ama deli dediğin az değil ki; dert edindiler ortalama olan ortalamamı. Hadi itiraf edin, şeytan taşlar gibi not kırıyorlar ve kimse bunu dile getirmiyor.

    Neyse demem o ki, ortalamam hayat memat meselesi şu an benim için. Yirmi iki yıldır, “negatif gazlama” ile gazlanmadığımı öğrenemeyen canım çevrem, ya beni boğacak ya ben onları.

    Evet, bu benim kibarca “alın ortalama, şimdi beni rahat bırakın, haydi dağılın” deme şansım. Öyle rest çekilmez böyle çekilir! Hobaley! 😀

    Zaman yarattım. Ama nasıl? 

    1) Her şeyi bir dosya kağıdının tek yüzüne sığdıracak şekilde yazdım. Gün gün sınavlar, çıkacak konular. Neyi ne zaman hangi gün nasıl çalışırım nasıl bölerim hepsi cayıl cayıl ortada. 

    2) Sosyal medyayı sildim. 3 hafta, finallere gittim dönücem modunda olacağım. Telefonumda whatsapp, wordpress ve e-kitap uygulaması kaldı.

    3) Ablamla ortak sorumluluğumuz altındaki şeyleri şimdilik ablama havale ettim, rahat günüme göre cinnet geçirmesin diye ucundan tutmaya çalışacağım. Zaten üç haftalık minyatür bir kamp yarattığımı duyunca sesi mesi aydınlandı bi sevindi , yazık ki çok tembelim o da biliyor…

    4) Umut fakirinse hayaller de öğrencinin ekmeği, ne yapacaksın… Umudum var mı, ortalamayı gereken gibi yükseltebilecek miyim? Yoo, sanmıyorum.

    Ama ya yaparsam?

    Hani göle maya çalmak kadar imkansız bir şey değil belki ama, hakikatten, ya tutarsa?

    Birkaç vazgeçiş hikayesi

    Vallahi çok uğraştım. Hala da ara ara ‘domuz inadı’ krizlerim tutuyor. Ama ölenle olana çare olmadığı gibi olmayana da bazen çare olmuyor. Ne yapacaksın…

    Sabun

    Yeni yıla girmeden -birkaç gün önce filan galiba- başladığım doğal sabunla temizlenip paklanma savaşımı, artık saçımın kaşınmasından duramayışımla sona erdirdim. E dört ay mı ne olmuş, bu da can. Sabun sadece lifimle haşır neşir olsun rica ediyorum..

    Oh saçlarım yumuşacık, oh mis gibi kokuyo! 

    Kapsül Dolap

    Ayak üstü şöyle bir anlatıp, ‘deniyorum ya :))))’ dediğim arkadaşım şey dedi “senin içinde en az beş kişi var, hangisine yetecek o dolap?” Aydınlanma anımı tahmin edebiliyo musunuz?! İnkar edip kalıba sokmaya çalıştığım yönümü adam lönk diye suratıma vurdu!

    Zaten kapsül dolap yazılarımda kıyafetlerimi bir tarza oturtamayışımdan şikayetçiydim. Bir gün o eteği giymezsem aklım onda kalıyor yirmi gün ‘etek mi aslaaa’ diye geziyorum.

    Üç gün el çantasıyla gezip dördüncü günün şafağında ay vallahi taşıyamam onu diyip her şeyleri ceplerime tıkıştırıyorum. Ve en önemlisi, bu dengesizliklerimden kopamıyorum. Zaten neden kopayım ki? 

     Dolabı boşalttım. Yazlığı kışlığı aynı anda dolapta şu an. Olduğu kadar,  yaptığım yeterli olsun, ne yapayım.

    Ruhsal Bir Şey 

    Sabun ve kapsül dolap yapmaya uğraştığım, heves ettiğim şeylerdi ve olmayışları bana gerektiğinde geri çekilebileceğimi farkettirdi. Biliyorum dış dünyada; geri çekilişinizi ‘hiç uğraşmadı’ olarak yorumlayan da var, sanki geri çekilmeniz dünyayı yok etmiş gibi kendi içinde sizi linç eden de…Hatta bokunu çıkartıp sizi silen de. Ama bazen de, olmuyorsa zorlamanın bir anlamı yok, bizim bileceğimiz iş, bilmiyorlar…

    Ruhsal bir şeyden ziyade birbirleriyle alakalı birkaç şey sanırım. Bilmiyorum. Analiz etmek istemiyorum, açık açık yazmak istemiyorum ki bunlara vaktim de yok şu sıra- ama her zaman içimi delip geçen şeylere karşı bir yerden sonra umursamaz oldum. Çünkü inanır mısınız, sonunda ölüm yok ve bu da benim yapabildiğim kadarı. 





    Mart Ayı Raporu ve Nisan Ayı Hedefleri

    Baharın bile, bir geliyormuş bir gidiyormuş gibi yaptığı, kaz tüyü mont ve kot ceket arasında gidip gidip geldiğim bu güzide ay da çok şükür tutarsız geçti.

    Düzene oturucam diye hop oturup hop kalktım. Ehe, hala düzen müzen tam olarak yok :))

    Ama, çabalarımın sonucunda bir şey öğrendim. Geç olsun güç olmasın. 

     Yap.

     Dümdüz, söylenmeden, üşenmeden, ağrın sızın olsa bile beklemeden.  Yap, bitsin gitsin.

    Neler yaptım?

    • Bir yazı, iki kitap okudum. Üçünü de telefondan okudum!
    • Güzel geçen iki sınavla ‘düzen kurma’ konusunda az da olsa ilerleme kaydettiğimi farkettim.
    • Çorap, çamaşır ayıklaması yaptım. Hiç bir önemi olmayan, sadece sevdiğim bir çorapla vedalaşacağım diye canım çıktı!
    • Çekmece düzenimi marie kondo tarzında katlamalarla düzenledim. Hala deneme aşamasındayım.
    • Yazlık, kışlık ayrımını kaldırdım. Baza altındaki hurçlardan gün yüzüne çıktılar. 
    • Verilecekler elden çıktı. Oley!
    • Dedikodu yapmamaya dikkat ettim, unutup daldığım oldu ama genellikle en azından dinleyici olmaya çalıştım.
    • Takviye haplara başladım, faydasını bu kadar çabuk göreceğimi düşünmezdim.
    • Yogada esneklik için çalışmaya çalıştım.Tamam itiraf ediyorum, bi sefer yaptım 😦
    • Telefondan uzak kalmak için uygulama kullandım. Devam da edeceğim, kendime hıncım var.
    • Az da olsa bullet journal tadında bir şey kullanmaya başladım. Deneme süreci gibi gidiyor hala.

    Tüm bunları nisan ayında devam ettirip, iyice oturtmak istesem de nisan ayına dair tek ve asıl hedefim sınavlarımdan yüksek almak. Geri kalan şu an teferruat geliyor. İki kitap yolda gidip gelirken bile okunur, daraldıkça yoga yapılır her türlü. Umarım… 
    Minik pengueni buraya bırakıyorum, ihtiyacı olan buyursun. 🙂

    Yavaşlamak ve 3 küçük görev / ufak bir rapor

    Burada bahsettiğim üç küçük görevin raporu niyetine bu yazı.Üç tane ufacık görevi bile zor hatırladım ama konu bu değil. İki saattir ulan üçüncü görev neydi diye düşünüyorum. Ama yaptım mı yaptım!

    Vallahi yaptım! Tamam, aksamalar oldu, aman dediğim oldu, kendimle savaşım oldu. Düşe kalka yaptım mı? Yaptım.

    Şimdi güzellemesi, düzenli tutması, geliştirmesi var sırada.

    Aklımda ortalığı şöyle bir toparlayayım, geleceğim.

    Hatıraları atmak /Konmari 

    Hatıra kutusu diye bir eşyam var. Tamam. Bir değil, iki tane.

    Artık konuşmadığım insanların vesikalık fotoğrafları, iyi biri diye düşündüğüm ama artık konuşmadığım insanların notları, üzerinde kanka yazan bir kola kutusu; hangi özel günden kalma bilmediğim, kimin yaptığını hatırlamadığım peçeteden bir fiyonk; sırf ben uyurken başucuma not bırakılmasına bayıldığım için yine artık görüşmediğim insanlardan başucuma bırakılmış notlar, ergenliğimin ilk acı dolu aşkının okul başkanlığı seçiminde yaptırılmış vesikalığı,ondan kalan anahtarlık, ufak bir ayıcık, kendime yazdığım bir not… eh!

    İçim şişti.

    Merak etmeyin, artık hiç biri yok!

    Aslında kutuları boşaltalı, bir süre oldu ama marie kondo’nun hatıra eşyalar hakkındaki yazısına yeni denk geldim. Aklın yolun birmiş hakikatten!

    Bin yılda bir de olsa açıp, bakıp görmeliydim, hatırlamalıydım her birini, unutmamalıydım, kabullenmeliydim, sevgiyle uğurlamalıydım mesela tekrar tekrar bir arkadaşı,mezuniyet vesikalığına bakarak. Ne gerek varsa!

    Kutuyu boşaltalı uzun denilebilecek bir zaman geçti, hatırlamıyorum demek ki bayağı olmuş… Ve yazabilecek kadar ayrıntı hatırlıyorum, demek ki gerek yokmuş kutusuna, istersem eğer, belki barıştığımdan her biriyle, vedalaştığımdan, bir şey hissetmeden hatırlayabiliyorum.

    Bir gece,darlanıp dökmüştüm hepsini önüme, hepsini tekrar elimden, zihnimden, kalbimden geçirip yüzleşmiş ve vedalaşmıştım.

    Marie Konda da bu hislerime şöyle tercüman olmuş;

    Duygusal açıdan önem taşıyan her bir öğeyi elinize alıp bunlarla ne yapacağınıza karar verirken aslında geçmişinizle yüzleşiyorsunuz. Bunları çekmece veya kutuda sakladığınızda, aslında geçmişiniz içinde bulunduğunuz anı yaşamanıza engel olacak şekilde taşınması zor bir yük haline gelir. Bu yüzden eşyaları düzene koymak , geçmişinizi de düzene koymak demektir. Bu bir sonraki adıma geçebilmek için hayatınızı sıfırlamak gibidir.

    Asıl hazine bu anılara sahip olmak değil, geçen zamanla yaşadığımız dönüşümdür. İşte gerekli düzenlemeler sonucunda geçmiş hatıraların bize öğreteceği şey de budur. Yaşadığımız alan şu anki benliğimizi yansıtmalı, geçmiş yıllardaki benliğimizi değil.

    Meğer ne çok şey varmış.

    Kafandaki dağınıklıkları temizlemeye çekinişinden mekanları temizlemeye veriyorsun kendini dedi bir kitap. Böyle pat diye de söylenmezdi, ayıp etti.

    Temizle temizle bitmedi. Düzenli olsun dedim. Şurayı hemen bi toplar başlarım dedim başlamadığım,başlamayacağım onca şeye.

    Haliyle atmaya giriştim. Dönüp duracaktım kalabalığın içinde yoksa, bul bulabilirsen kendini.

    Çorapları, iç çamaşırları,ne işe yaradığını bilmediğim ara kabloları, bozuk telefonları, yırtılmış cüzdanı, hatıra kutumdaki ıvır zıvırı, birinci dönemden kalma ders notlarını, tarihi geçik bakım ürünlerini attım. Kullanmadıklarımı, fazlalıkları, en kötü ihtimalle sürekli gözümün önünde olmasını istemediklerimi artık kaçıncı evim olacağını bilemediğim bir eve götürmeye hazırladım. Yedek kıyafetim olsun,öyle kafama esip hazırlıksız da gidebileyim diye, kedi tüyünü tutan yastık kılıfı kedisiz bir eve gitsin diye bir şeyler yapmak istedim.

    Attıkça fazlası çıktı. Minimallik başlığının en çok ruhsallığıyla ilgilendiğimden mi bilmem, yüzeydekini aldıkça derinliklerden yeni şeyler geldi. Meğer ne çok şey varmış. Her anlamda. Ve ben bu kadar derinlere dalmaya hazır değilmişim. Ve aslında hiçbir şey atmamışım daha.

    Mart Hedefleri

    Bu yazıyı yazma konusunda biraz geç kalmamın nedeni emin olamamak. İçimdeki seslerden biri sürekli “yapıcakmış gibi yazmaya kalk utanmadan peh!” diyor… E görücez bakalım.

    1. Dedikodu Yapma

    Hayır yani, sevmediğim insanları bile dedikodu ortamlarında ‘ya öyle demeyelim olayın diğer yüzünü bilemeyiz iyi insandır belki’ diye olanca kerizliğimle savunan bir insanken, beni delirttiler. Sonra önümü alamadık. Sevmediğim, hatta tam olarak sevmediğim değil de, arkamdan en ufak bir laf söylemiş ya da hareketlerinde gereksiz bir uyuzluk sezdiğim insanları hiç affetmiyorum. Yanlışlıkla kindar oldum, ki bunlar bahane değil. Bir süredir dedikodu yaptıktan sonra kötü hissediyorum. Farketmeden stalkı bile bıraktım. (Tamam,bırakmadım tabi ama baya azaldı, valla.) Bu ay dedikodu yapılmayacak!

    2. İki Kitap Oku

    Üniversite sınavına mal gibi hazırlanmamızı sağlayan herkesin elleri dert görmesin ne diyeyim! Çocukluktan beri annemin ince ince yarattığı, hatta herkesin kıvançla söz ettiği, anadolu lisesini sallana sallana kazanmamın arkasındaki tek neden olan o güzelim kitap okuma alışkanlığımdan eser yok. OKUYAMIYORUM.

    Seçmeli felsefe dersi ve hocanın ‘okuyacaksanız bu dersi alın’ cümlesi üzerine zorunlulukla bastırılmış bir hevesle yazıyorum bu maddeyi. Mart ayının planında 5 ya da 6 tane kitap/ yazı var okuyacağımız. Yeeey?

    3. Düzen Kur

    Üniversite demişken, çalışma düzeni kurmam gerektiğini buraya yazmadan olmaz. Zaten bu ay kurdum, kurdum. Yoksa vizelerde halim harap…

    4. Sosyalleş

    Yaklaşık bir haftadır süren güzel bir sosyal hayatım var. Ben yüzyılda bir sosyalleşen asosyallerdenim. Maaşallah der misiniz? ^^

    5. Spor Yap

    Etrafımdaki herkesin faydalı aktivitesi varken ben evde pijamalarımla dolanıyorum. E sigarayı da bıraktım, sağlıksa sağlık!

    Kış Mevsimi Hasar Raporu

    Hayatımdaki ‘O’ kişisinin doğum gününün kış mevsiminin son gününe denk gelmesinin bir anlamı olmalı.Bir şeylere anlam yüklemeyi sevengillerdenim. Bahara nasıl girersek öyle geçer mi? Zira günün anlam ve öneminin de getirdiği etkinliklerle ben bahara bomba gibi girdim!

    Şu sıra hepimizin de düşündüğü, okuduğu, yazdığı gibi ben de kış mevsimini düşe kalka geçirdim. Denedim, yenildim, vazgeçtim, alıştım, uğraştım, krize girdim, durdum, anlam aradım ve daha bir çok şey yaptım. Siz ne yaptıysanız aynısı aslında.

    Sonra, işte kış mevsiminin son günü, şubat ayı ve lokasyon ankara olmasına rağmen ılık sayılabilecek bir gece, motorla giderken kafamı yukarı kaldırıp gözlerimi kapattım. Durup, hissettim ve düşündüm. O durup durup kendimi daralttığım, bunalttığım, ay nasıl halledicem diye düşünüp durduğum hiç bir düşünceden eser yok. Her şey yolunda, her şey halledilebilir.

    Yıllardır değişmedi bu fikrim, değişsin de istemem zaten; biri benden yaşamaya dair bir tavsiye isterse ona motora bin diyeceğim.

    Tamam, konuya geliyorum.Konu, bugün, kış mevsimini geride bırakırken, sizi kışın kasvetinden, huysuzluğundan, depresifliğinden arındıran, uzun zamandır ilk kez gözünüzü huzurdan kapattıran şeyi buldunuz mu? Bu.

    Bir yazıda okumuştum, bir afrika kabilesi,kötü bir şey yapan insanın etrafını sarıp yaptığı iyi şeyleri söylerlermiş. Maksat, iyi olduğunu, yaptıklarını hatırlasın, unutmasın.

    Kendimizi sarsak,en basitinden üstesinden geldiğimiz her şeyi sıralasak, unutmasak, güneşin önündeki bulutları elbet dağıtır rüzgar. Ben rüzgara da inanıyorum.

    Bahar güneşiniz daim olsun, efenim!

    ilham*